Baş Sayfası
Tarihte Türkler
Tarihte Türkler Dokuz ışık Türk İslam Ülküsü Yazılar Ülkücühareket

Siirler (Ilhan Esen)


ÇANAKKALE
Çanakkale Türk’ün, aşkına yurda, Tüm dünyanın hayran, kaldığı yerdir. Silahların artık, bittiği yerde, Pençelerin silah, olduğu yerdir. Allah Allah deyip, harbe girince, Komutan ölmeye, emir verince, Mehmedim mermiye, göğüs gerince, Merminin yürekten, yıldığı yerdir. Şehitliği seçmiş, daha en baştan, Yorganı topraktan, yastığı taştan, Vatan sevdasını, evlâttan, eşten, Her sevdadan üstün, bildiği yerdir. Çocuk ellerine, silahı alıp, Anaya doymadan, cepheye gelip, Onbeşlinin ana, kucağı bilip, Toprağın bağrına, daldığı yerdir. Diyerek düşmanlar, girmesin sakın, Kalemi bırakıp, silahı çeken, Yepyeni bir neslin, tomurcuk iken, Daha açamadan, solduğu yerdir.. Türk’ün aşılmaz dağ, olup durduğu, Aleme insanlık, dersi verdiği, Yaralı düşmana, sargı sardığı, Aşını onunla, böldüğü yerdir. Bir destan sayfası, zorlu dövüşün, Umutsuz yerinde, kanlı savaşın, Beş manga yiğitle, Yahya Çavuş’un, Bir orduya karşı, geldiği yerdir. Koca Seyit, dev gemiyi görende, İkiyüz kiloyu, sırta vuranda, Çıkarıp mermiyi, topa sürende, Zırhlıyı denizden, sildiği yerdir. Okunan ezanlar, dinmesin diye, Salınan bayrağım, inmesin diye, Hür millet köleye, dönmesin diye, Atamın can verip, öldüğü yerdir…


VARDIR
Doğudan Batıya Türk izi dolu, Beşbin yıldan gelen, yolumuz vardır. Gönülle döşeyen, bu kutlu yolu, Dedemiz, pirimiz, velimiz vardır. Göktürk’e yaraşır, kurtbaşlı tuğu, Kürşat’ın meskeni, sarp Tanrı dağı, Malazgirti seçti, Türkmen başbuğu, Köroğluna Çamlı, Belimiz vardır. Turan adı verdik, yurdumuz birdir, Hasretimiz birdir, sevdamız birdir, Aynı kökteniz biz, gövdemiz birdir, Özbek, Kazak, Tatar, dalımız vardır. İpek parmaklımız, demir donlumuz, Ozan yüreklimiz, gözü kanlımız, Gönül yarasını, saran gönlümüz, Dünyayı yakacak, delimiz vardır. Kışın sonu Nevruz, böyledir usûl, Eksik olmaz Türkte, yeşeren nesil, Geçmişimiz belli, soyumuz asil, Töre, devletimiz, ilimiz vardır. Güçlüyken yaramız, görünmez bize, Çabuk aldanırız, bir tatlı söze, Düşman vuramazda, öz vurur öze, Böyle garip birde, halimiz vardır..


SEÇME
Türk milleti, oy vermeye koşarken, Sana alt kimliği, biçeni seçme. BOP’ta eşbaşkanım, diye şişerken, Başına çuvallar, geçeni seçme. Samimi Müslüman, geçinip gûya, Salyangoz getirdi, Müslüman köye, Hoş görünmek lâzım, Batıya diye, Kilise yapıpta, açanı seçme. Kerkük benim çizgim, diye savurup, Çiğnetmem diyerek, halka söz verip, Sonra eşkiyayı, Kerkükte görüp, Sözünü yutupta, kaçanı seçme. Unutma, Kıbrısı başından attı, Kahramana vurdu, uşağı tuttu, Rum düdüğü oldu, Türklere öttü, Kölelik yolunu, seçeni seçme. Gürcülüğü, öz kimliği sayarken, Barzaniye muhabbeti duyarken, Her bölgede, başka kimlik giyerken, Türke nefretini, saçanı seçme. Oynanırken yurtta, kirli bir oyun, Can alırken dağda, Batılı mayın, Şehidime kelle, köpeğe sayın, Diyerek yürekler yakanı seçme. Türk evladı, sahibisin vatanın, Torunusun, vatan yapan atanın, Sille ol yüzüne, vatan satanın, Vatanı pazara, çekeni seçme. Aşiret artığı, devlet’im, derken, Kandilde eşkiya, yuvası varken, Koltuğundan korkan, Batıdan ürken, Sessizce uzaktan, bakanı seçme. Kahpe katillere, öfkemiz derin, Kanı sorulmalı, subayın, erin, Bırakın vuralım, diyen askerin, Önüne engeller, dikeni seçme. Pentagona emir kulu olanı, Arkasına düşmanımı alanı, Brüksel sözünü, emir bileni, Batıya boynunu, bükeni seçme. Üstüne çekeni, mağdur postunu, Sermaye kulunu, patron dostunu, Zenginlerin doldururken tastını, Köylünün dişini, sökeni seçme. Barzani isimli, yabani davar, Diyor, meclistede adamlarım var, Vekil maskeliler, düşmanı över, Onları meclise, sokanı seçme.


ÖZDE ADAMLIK
Özünde cevher yoksa, yüzdeki maske düşer, Temelsiz bina yapan, öz özünü kandırır. Dağ nice yüksek olsa, yol yine onu aşar, Zaman bütün taşları, yerlerine kondurur.. Temel görünmesede, ayrı değil yapıdan, Gönlümüzdür geçiren, bizi sırlı kapıdan, Bir ömür harcanıpta, tırmanılan tepeden, Yapılan birtek hata, uçuruma gönderir. Fark biraz hoşgörüdür, nefret sevgiye yakın, Dil bazan ilaç olur, bazan sivri bir diken, Başlamadan yangını, daha kıvılcım iken, Gözden süzülebilen, tek bir damla söndürür. İnsan olana yolu, inandığı yoludur, Kazançta teri varsa, kendi helâl malıdır, Kuldan ikbâl umanlar, ancak kulun kuludur, Haysiyyeti, kimliği, yerlerde süründürür. Gerçek,maddeyi eler, sade manâyı anlar, Bedenden ayrılınca, amelle kalır canlar. Kimliği makam bilip, özde biten insanlar, Geride zûl bırakır, mezara zûl indirir.


TÜRKÜNDÜR
Bin yıllık çınar bil, Türk’ün ilini, O bin yılın herbir, yılı Türkündür. Karga yuva yapsa, bile dalını, Kökü Türkten gelir, dalı Türkündür. Alparslan besmele, çekipte girmiş, Malazgirtte vurup, kilidi kırmış, Atam bayrak için,kanını vermiş, Sancağın beyazı, alı Türkündür. Toplayıpta Bizans, haç ve çanını, Türk’e bırakınca, er meydanını, Pirler sarmış yurdun, dörtbir yanını, Yunus, Hacı Bektaş Veli Türkündür. Uluğ Türkistanım, yüzyıllar boyu, Emzirmiş bu yeni, doğan yavruyu, Vatan demiş Buğdüz, Kınık ve Kayı, Türkmenin yirmidört, kolu Türkündür. Atatürk, Alparslan, Cengiz, Oğuzhan, Kahraman soyuma, dar geldi cihan, Orduyla savaşan, Antepli Şahan, Topal Osman gibi, deli Türkündür. Gakkoşlar, dadaşlar, Bozok elleri, Edirneden Hakkariye yolları, Kavrulan bozkırı, çamlı belleri, Boranı, yağmuru, yeli Türkündür. Ezelden yazmış Hak, Türk’e bu yurdu, Her karışa canlar, can bedel verdi, Sivasın düğünü, Ağrının derdi, Dikeni Türkündür, gülü Türkündür.


ŞEHİDİM
Toy düğünle gittiğin, vatan borcundan senin, Al bayrağa sarılıp, dönmen varmış şehidim. Sana gıpta ettimde, o mûbarek annenin, Gözyaşına dayanmak, inan zormuş şehidim. Kara haber gelmeden, daha bir gece önce, Annenden seni sormuş, kardeşin ince ince, Babanın yüreğine, düşmüş kötü bir sancı, Nişanlın rüyasında, seni görmüş şehidim. Memleketten epeyce, hâl, havadis sormuşsun, Dikenli bir çalıdan, kırmızı gül dermişsin, Helâllik dilemişsin, sonra gülü vermişsin, Uyanınca yüreği, yanan kormuş şehidim. Çarptıkça bu yüreğim, sızlayan acın bitmez, Bin hainin kellesi, bir tek telini tutmaz, Dünyada hiçbir makam, senin şanına yetmez, Sana lâyık makamı, Allah vermiş şehidim. Bir kuru coğrafyayı, vatan eyleyen sensin, Bayrağıma rengini, bahşeden asil kansın, Ölürse beden ölür, sen ölmeyecek cansın, Ebede giden yola, ismin girmiş şehidim. Vatanın kıymetini, ancak sevenler bilir, Koçlar kurban edilir, vatan vatanca kalır, Soysuz vatanı bilmez, maddeye köle olur, Ruhsuzun gönül gözü, meğer körmüş şehidim. Kardelenler çıkanda, çiğdem çiçek açanda, Dumanlı zirvelerden,yalnız kartal uçanda, Bak hepsine, yörükler, yaylalara göçende, Manevi varlığına, selam durmuş şehidim.


“DOSTUMUZ„ BARZANİYE
Sahibi yanındayken, köpekler havlar kurda, Yalnız kaldığı anda, duvar dibine siner. Boynundaki takılmış, zinciri unuturda, Kemikten gelen gücü, kendi kudreti sanar. Senin gördüğün rüya, artık uykudan uyan, Seni mayına sürer, tasına kemik koyan, Türkün sabrı taşarsa, düşünmez zarar, ziyan, Kuruların yanında, epeyce yaş ta yanar. Sahibine güvenme, o Türk’ü iyi bilir, Kararlı Türk görürse, birden Türk dostu olur, Olmasada ne olur, oda payını alır, Sonunda hakkın olan, yumruk tepene iner. Yemlik bir başlangıç bu, birde sen sonu düşün, Hesabı alınacak, döktüğün kanı düşün, Mihverinin eksenden, çıktığı günü düşün, Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Hata senin değilki, kimliğimden kaçmamda, Kıçın sıkıntıdayken, sana kucak açmamda, Maskesine aldanıp, başa soysuz seçmemde, Uyandım, çok yakında, bu soysuz tahttan iner. Havlamadan önce bir, havladığın yere bak, Birazcık tarih oku, o kelleni kumdan çek, Bir aşiret başısın, cürmün kadar yeri yak, Senin yaktığın ateş, burdan tükürsem söner..


CAN KÖYÜM
Adım Ahmet, adım Ali, Hasan, Hüseyin, Yılmaz, Büyükler "köylü" der hepimize birden, Kendi adımız, öyle addan sayılmaz… Sırtımız sıvazlanmış, milletin efendisi denmiş, Nimet paylaşılırken bizleri unutanlar, Kaldırılacak yüklerde, hep bize güvenmiş... Gavur girende vatana, Namus günüdür bu gün deyip, Bırakmış sabanı tarlada dedelerimiz, Kimisi şehid olmuş, kimisi kayıp, Öksüz büyümüş bebelerimiz. Gömülürken pek çoğu, isimsiz mezarlara, İsimsiz yiğitlerle koyun koyuna, Kolsuz bacaksız kalanlarımız, Sürünerek dönmüş köyüne... İşte böyle acılara tevekkülden, İnsanlarının yüzleri kırış kırış, Mûbarek bir köydenim, O toprakların hamuruyla yoğruldu bedenim. Adı Sağır, Cemel, Yapaltın, Sofular, Kızılcakışla, Hepsi birer Türkmen kilimi, emsâlsiz, Dokunmuşlar, çilelerden nakışla... Elektrik girmemişti, radyo mucizeydi hâlâ, Her şey kara toprağa, Toprak düşen rahmete, Rahmet edilen dualara, Dualara temiz gönüllere, Bükük boyunlara bağlıydı.. Doktor falan bilmezdik pek, İnek gübresinden, kirpi etine, Her şeye ilâç der, alırdık. Eceli gelen ölür, kalanın şifâsını, İlâç bilinenlerden bilirdik. Yine de huzurluyduk, yine de mutlu, Yaşanan her andan bir tad alırdık. Kar yağınca, öyle bir yağar, Yollara kilit vururdu, Sobanın etrafında toplanılır geceleri, Koyu bir sohbet, alır yürürdü, Tabakalardan sarılan tütünden, Odayı duman bürürdü, Yaşlılar yerleşir minderlere, Gençler eşikte dururdu. Hayber cengini, Kan kalesini, Okurken nazlı nazlı mektepli genç, Herkes tutardı nefesini, Dalıp giderlerdi görünmez yollara, Kahramanlığın para ettiği yıllara. Ölüde de koşardı komşular, diride de, Hem acılar, hem sevinçler paylaşılır, Halaylarda kolkola girilir, Yaralar ortak sarılırdı, Kışın unu bitenlere, Sırayla un verilirdi. Gümbür gümbür gelirdi bahar, Dağlarda kar hızla erir, Ovaya doğru yürürdü, Bir sihirli nefes sarar dünyayı, Her yanı çiçek bürürdü.. Derelerden elle tutulan balık, Dağdan sökülen mırçalık, Kınalı ellerin devşirdiği madımak, Baharın hediyesi binbir yemek, Soframıza girerdi Kuzular doldurur bayırları, Dünyayı neşe sarardı.. Çamaşırlar derede beraber yıkanır, Yıkarken türküler söylenirdi, Koyun sağmaya beraber gidilir, Beraber ekmek edilirdi, Pişen yemekten komşuya salınır, Komşuda pişen tadılırdı. Doyumsuz bir lezzetti tandır başları, Bacadan ay ışığının düştüğü geceler, Loş duvarlarda oynarken devler, cüceler. Çocuklar ayak salıp, tandır kenarına oturur, Ebem güllü yorganı tatlık diye getirirdi. Keloğlanlı, Şahmeranlı masallar anlatır, Bizi Kafdağlarına götürürdü.. Burcu burcu kekik kokusu saçardı, Dağlardan kopup gelen yeller, Gökten turna katarları geçerdi, İnceden inceye tozardı yollar. Bir başka olurdu tanyerinin söküşü, Karşı tepelerden kızaran güne, Karanlığın yavaş yavaş teslim oluşu,. Ve her seher hiç bıkmadan, Serçe kuşlarının zafer şakımaları, Söğüt dallarından selamlamaları doğan günü. Derenin kaç bin yıldır dinmeyen şırıltılarla, Dağın hikâyesini ırmağa götürüşü, Her baharda kesen ellere inat, Daha gümrah çıkışı kengerin, Yıldızlı gecelerde yıldızlara çakılıp, Kâinatı sessiz dolaşan gözler, Ağustos böceğinin bitmez şarkısı, Dolunaya dert yanışı tilkilerin… Suyun, toprağın, rüzgârın, Velhâsıl bilcümle mahlûkatın, Hâl diliyle seslenişi... Sev, çok sev, sahip ol, Bu topraklar senin vatanın, Emanetidir, sana vatan olsun diye, Meçhûl diyarlarda, isimsiz mezarlarda, Yatan atanın... Şikâyet bilmeyen sevgili gibi, Sessizce yolumu gözleyen, Kızılcakışlam, ey garip köyüm, Kavuşacağız mutlaka, bitmedi ise, Yiyecek lokmam, içecek suyum...


HASANCAN
Aziz şehidimiz Hasan Levent Pamukçu'ya Nadide çiçektin, vaktin gelince, Ülkü bahçesinde, açtın Hasan Can. Pir elinden dolu, bâde alınca, Kutlu bir sevdayı, içtin Hasan Can. Bir yiğit leventtin, imân kalesi, Dostun güvencesi, düşman belâsı, O garip ananın, birtek balası, Babanın gururu, koçtun Hasan Can. El verdin herkimse, kalmışsa darda, Bilgide, gönülde, şandın bozkurda, Gurur kaynağımız, oldun heryerde, Başımız üstünde, taçtın Hasan Can. İmânlı, ihlâslı, olduğun için, Soyunu sopunu bildiğin için, İhânete karşı geldiğin için, Hainler gözünde, suçtun Hasan Can. Tebessümle girdin, son menziline, Cennetten bir buket, aldın eline, Yaslarken başını, tûba dalına, Bizde onmaz yara, açtın Hasan Can. Gittiğin yol temiz, davan haklıydı, O masum gözlerin, sevda yüklüydü, Yüreğinde iki, âlem saklıydı, Fani`den baki`ye, geçtin Hasan Can. Geçici âleme, bir nokta kondu, Bir ışık parladı, yıldızlar söndü, Ruhsuz tetik seni, öldürdüm sandı, Ebedi âleme, uçtun Hasan Can.


ÜLKÜ OCAĞI
Girdiğin kutlu kapı ,bir sevda yuvasıdır , Bu ateşte yanmaya ,besmeleyi çek te gir . Bu dava bu milletin ,kurtuluş davasıdır , Benlik ,gurur ,kibiri ,dışarıda yak ta gir.. Bu yolda menfaat var ,diyen dile inanma , Özü ,sözü biri bul ,farklı olana kanma , Bu davanın yükünü,sakın ha ,kolay sanma , Binlerce şehidimin ,mezarına bak ta gir. Gündelik uğraşlarla ,bizim işimiz olmaz , Haram olan lokmayı ,kusar ,midemiz almaz , Yeseviden ateşli ,bu ocak eğri bilmez , Tüm eğriliklerinden ,zincirini sök te gir.. Girince de bilesin ,karşılık beklemeden , Nen varsa vereceksin ,zerreyi saklamadan , Bu yolun çilesini ,sırtına yüklemeden , ”Vatana kurban” diye ,boyna yafta tak ta gir. Ömrünü vereceksin ,aydınlık bir âtiye , Senin bu gün varlığın ,yarınlara hediye , Yüreğini tarla yap ,gözyaşı ver su diye , Turanın tohumunu ,yüreğine ek te gir. Gönül seferberliği ,gönüller kazanarak , Hoşgörü ,fedakârlık ,imânla bezenerek , Milletin her ferdine ,şefkâtle uzanarak , Sevgi olup,susamış ,gönüllere ak ta gir……


SAADET İ ÖĞRETMENİM
'Saadet Savaşkan Hanımefendiye„ Her zaman ah çekip, kalpten andığım, Çocukluk yıllarım, geriye geldi. Tükenmiş, kaybolmuş, bitmiş sandığım, Gönlü gül Bingül’le, bizleri buldu. Emin, Bingül, Jale, Egemen, Dursun, Mehmet Ali, Eyüp, Hüseyin, İhsan, Şeref, Cemil, Fikret, Ahmet ve Ercan, Hepside gönlümde, solmayan gül’dü. Kırk yıl geçmiş ama, dün gibi yakın, Fakat izi kaldı, çileli yükün, Şimdi saçlarım hep, aklaştı lâkin, Ruhumun bir yeri, hep çocuk kaldı. Orda öğretmenim, her an vardınız, Gönlümdeki gamı, derdi sordunuz, Karanlık çöktükçe, ışık verdiniz, Hatıranız bana, hep rehber oldu. İnanın o sizi, duyduğum anım, Bahar yeli saldı, gönlüme benim, Saadet öğretmen, can öğretmenim, Yüreğim kabardı, gözlerim doldu Hakkınız ödenmez, borçluyuz size, Bir anne şevkati, verdiniz bize, Minnettar bir bûse, gül elinize, Gönlümden uçarak, yollara daldı..


SEVDA ÇİLESİZ OLMAZ
Karanlığın ardından, karanlıklar basınca, Yıldırmasın yiğidim, besmele çek,hemen dal. Kavrulan yüreğine, sam yelleri esince, Sevda çilesiz olmaz, diyerek teselli bul. Umduğumuz dağlara, zaman zaman kar düşer, En candan bildiklerin, gün gelir,yoldan şaşar, Yoldaşına sırt döner, nefsin peşine koşar, Gam yeme,tevekkül et,ilahî imtihan bil. Gideni unut gitsin, dar günde dostunu bil, Dünya için sevdayı, silenleri sen de sil, Yüreğin ağlasa da, gözlerine sahip ol, Sevindirme düşmanı, acı çekerken de gül. Gün gelir,zaman döner, soysuz tahta kurulur, Bu yolda ayağına, prangalar vurulur, Bir kara bulut çöker, umutların yorulur, Yenilme bezginliğe,yüreğinden çıkar,sil. Bir sevda ki tükenmez, ruh bedenden uçsa da, Sen ondan geçemezsin,bütün dünya geçse de, Bir ucundan tutanlar, yükü atıp kaçsa da, Daha sıkı yapışıp, daha fazla yükü al. Gözün görmesin sakın, çöldeki serapları, Zengin sofralardan kaç, ara bul garipleri, Omuzlarına çöken, bütün ızdırapları, Ahirete azık say, minnet etme, dimdik ol. Her menzilde yeni yük, olsa bile yolunda, Dara düşse de bu gün, Türklüğün Türk elinde, Aydınlık yarınların, parlayan hayalinde, Şöyle biraz dolaşıp, yeniden azimle dol. Nefsine zor gelenler, birer birer kopsunlar, Gidip kahpe düzenin, eşiğini öpsünler, Vicdanını satanlar, bırak kemik kapsınlar, Sen garip yürüdüğün, bu kutlu yolunda kal….


TÜRKÜM BEN
Saptırmayın ey beyni,ipotek olmuş beyler, Soyum Oğuz Handandır,kutluk almış Türküm ben. Dinle yurdun bağrını,bu toprak Türk’ü söyler, Bu vatanı canımdan,aziz bilmiş Türk’üm ben. Dinleyin heyy,dinleyin,tarihimin sesini, Düşmanın ilk sarması,değil Türk ülkesini, Boynuma uzatılan,esâret halkasını, Her defa parçalayıp,yere çalmış Türk’üm ben. Gün olmuş,benden olan,dönüpte bana vurmuş, Gün olmuş maskelenip,düşman içime girmiş, Ergenekon dağları,bazan çevremi sarmış, Soyumun cevheriyle,dağlar delmiş Türk’üm ben Soysuzlar kol istedi,ben elimi verdikçe, Köpek sesi çoğaldı,beni suskun gördükçe, Vatanımın ufkunu,kara bulut sardıkça, Candan aziz canları,kurban salmış Türk’üm ben. Methiyeler dizildi,adıma iyi günde, Ardım dostla doluydu,yürürken ben en önde, Başım biraz daralıp,zayıf düştüğüm anda, “Dost”ların sırt döndüğü,yalnız kalmış Türk’üm ben Her devirde bey oldum,boyun eğmedim yâd’a, Hürriyete sevdalı,yaratmış beni Hûda, Kuyruk yaşamaktansa,şu üç günlük dünyada, Kürşat atama lâyık,vakur ölmüş Türk’üm ben. Yürüdüm Rumeliye,Kızılelma yoluyla, Sırtım sıvazlanmıştı,Yesevinin eliyle, Şeyhim,pirim,sultanım,Hacı Bektaş Veliyle, Mısır dalı üstünde,namaz kılmış Türk’üm ben. Issık gölde atlandım,selce dört yana aktım, Bilge Han’la Orhun’a,ölümsüz taşlar diktim, Hazreti Fatih ile,köhne Bizans’ı yıktım, Resûlümün medhine,mazhar olmuş Türk’üm ben. Üç kıt’a üzerine,nice devlet kondurdum, Zulüm ocaklarının,ateşini söndürdüm, Zalimlerin başına,demir yumruk indirdim, Mazlumların gözünden,yaşı silmiş Türk’üm ben. Sevr’in yağlı ilmeği,tam boynuma geçerken, Dönmeler düşmanlarla,bana kefen biçerken, Milletim gözyaşını,yüreğine saçarken, Mustafa Kemâl ile,yine gülmüş Türk’üm ben. Çekmeyi unutmadı,gömenler oku-yayı, Yapılanı unutmaz,bu asil Oğuz soyu, Kim sırtımdan hançeri,vurmuşsa tarih boyu, Erinde ya gecinde,kozu bölmüş Türk’üm ben.


HATALARIM
Gözlerim ufukta çakılı kaldı , Umudumu esen yellere verdim. Tarla sürdüm ,ektim,başakla doldu , Biçmeden mahsülü ,sellere verdim. Sevdanın kutlusu ,bana göz süzdü , Gönlümü bağlayan ,ilmeği çözdü , Hedefler peşinde ,hayalim gezdi , Kendimi gayesiz, yollara verdim . Ne hata işledim ,bilmem ne oldu , Yüreğim kendini ,zindanda buldu , Düşlerimi vatan ,her gece aldı , Ömrümü yabancı ,illere verdim. İnsana güvendim ,cahildim ,hamdım , Acıyı ,darbeyi ,içime gömdüm , Köklerimi salıp ,sevdalar emdim , Götürüp meyvesiz ,dallara verdim . Kendimle güreştim ,kendimi yendim , Kestiğim dalların ,ucuna bindim , Açılan kollara sırtımı döndüm , Sevdamı kapalı ,kollara verdim. Uzandım güllere ,kanattı diken , Öz ateşim oldu ,özümü yakan , Malıma mislince ,veren var iken , Beş para etmeyen ,pullara verdim. Ömrümce tünelde ,ışık aradım , Sevdama ses veren ,maşuk aradım , Bir fidan yeşertmek idi muradım , Suyumu doymayan ,çöllere verdim. Nasırlaştı yüreğim ,bomboş vuruyor , Vakit tükeniyor ,zaman eriyor , Gönlümün ocağı ,ateş arıyor , Közümü boğdurdum ,küllere verdim. Bahar bitti artık ,sonbahar çöktü , Zaman yavaş yavaş ,belimi büktü , Saat ,gün,hafta ,ay ,boşuna aktı , Hatayı toplayıp ,yıllara verdim. Uzaktan dinledim ,hakkın sesini , Dolmadı ,boş koydum ,amel tasını , Kendi mizanımın tartılmasını , Nefsimden davacı ,kullara verdim. Ya Rab! Günahkârım ,çok çile çektim , Yüzüm yok ,yine de ,huzura çıktım , Rahmetine sığındım ,diz üstü çöktüm , Umudu açılan ellere verdim..


TÜRKÇEM
Anamın belediği ,aynalı beşiğinde , Ninnilerle gözüme ,sen uyku oldun Türkçem Tipili gecelerde ,tandırın ışığında , Ebemin masalıyla ,hayâle saldın Türkçem O çocuk merakımla ,herşeyi senle sordum , Seninle sımsıcacık ,ölmez dostluklar kurdum , Sayende sevdiğimin ,gönül bağına girdim , Sevdalara götüren ,dikensiz yoldun Türkçem . Şen günümde haykırdım ,nâra olup çınladın , Ak kâğıt üzerinde ,yüreğimi anladın , Kara günde benimle ,mısra mısra inledin , Akan gözyaşlarımı ,ağıtla sildin Türkçem. Dünüm sırtına binip ,bu güne kadar geldi , Bu günün emekleri ,dünün içine daldı , Yarının tarlasına ,ortak bir tohum oldu , Fidanlarla yarına ,yeşerip daldın Türkçem . Hoyrat oldun Kerkükte ,Türkmen sana sarıldı , Tebrizde mahnılarla ,Türk benliği dirildi , Ergenekon seninle ,eriyerek yarıldı , Tüm Turanı dolaşıp ,okşayan yeldin Türkçem . Kıymetin bilindikçe ,bilenleri besledin , Ölümsüz eserlerle ,Türklüğümü süsledin , Gün geldi soysuzlara ,varlığını yasladın , Kıymet bilmeyenlerin eline kaldın Türkçem. Dilimde tek sen varsın ,gönlüm tek seni bilir , Gece diye dertlenme ,mutlaka sabah olur , Oğuzda soy tükenmez ,soysuzdan seni alır , Çünkü Türk yüreğine ,aşk olup doldun Türkçem.


ÜLKÜ ADI GÜZEL
Sana bu gönlümü verdim vereli , Başka sevdalara lüzum kalmadı . Tüm sevdalar gelip sende eridi , Göz bebeğim ,hiç rakibin olmadı. Yüreğim seninle titredi ilk kez , Gençlik rüyalarım seninle doldu , Acıların yırttı da yüreğimi , Sevinçlerin ,benim huzurum oldu. Karabasan dolu uykularımı , Aradığım bomboş duvarlardasın . Bir dünya sığar yüreğime benim , Sen taşarsın ,sen dünyalar kadarsın . Mehtaplı geceler ,kolkola girdik , Toyları düşündük ,Turan elinde . Seninle dinledim dalga sesini , Seninle dolaştım ,sahil yolunda. Her menzil ömürden bir parça söken , Demir çarık delen ,yollarda varsın . Çölde gözyaşıyla yeşeren bağda , O bağda açılan ,güllerde varsın. Bunalıp Rabbime sığındığım an , Ağlayıp ,yakaran dillerde varsın , Allaha açılan ,ellerde varsın. Rabbime kulluğu ,seninle bildim , Sevginle yıkıldı ,gönlümde duvar . Ergenekonları ,aşkınla deldim , Ay balam ,ay gülüm ,ay can ,ay havar. Elemim ,kahkaham ,akan gözyaşım , Sen tenimde beni ,yaşatan cansın. Sivas dağlarında ,mübarek toprak , Doğu Türkistansın ,Azerbaycansın.. Ümidin bittiği ,anlarda ümit , Karanlıkta ,iğne ucu ışıksın . Ninnilerle,gönlümde salladığım , Yüreğimle , belediğim beşiksin . Gönül tarlasında ,aşkla ,emekle , Yarın yeşerecek ,tohumum sensin. Bu güne üzülme ,yarını bekle , Sarıl benliğime ,üşümen dinsin . Bırakma ,bir anım ,sensiz geçmesin , Boş kalmasın elim ,elime sarıl . Son nefeste ruhum ,yalnız uçmasın , Şehâdet getiren ,dilime sarıl . Ruh tenden uçanda ,gönlümü al da , Milyonlarca bozkurt ,gönülde diril......


ŞEHİTLERİMİZE
Siz bizim gururumuz, siz bizim ayıbımız, Mûbarek davamızda, dikili tuğlarsınız. Siz bizim kazancımız, siz bizim kayıbımız, Ruhsuz hayatlar ölü, siz gerçek sağlarsınız. İşık oldunuz bize, kapkaranlık yollarda, Manevi yoldaşsınız, türküsünüz dillerde, Öyle yükseksiniz ki, göz,aşılır beller de, Sizi aşmak mümkün mü,aşılmaz dağlarsınız. Bu ilahî tecelli, böyle yazılmış yazı, Gönlümüzün içine, hürmetle gömdük sizi, Dillerde duasınız, yüreklerdeki sızı, Toy gününün içinde, gizlenmiş yuğlarsınız.. Bilirim,gülersiniz,hak davamız güldükçe, Hüzün sarar sizleri, fitne geçit buldukça, Can verdiğiniz dava, garip yetim kaldıkça, Kemikleriniz sızlar, mezarda ağlarsınız….


BU VATAN TÜRKÜNDÜR
Bosa heveslenme, Gürcü güzeli, Bu vatan Türkiye, Türk’ün kalacak. Rengârenk olsada, ağaç gazeli, Gövdeyi sevecek, kutlu bilecek. Şimdilik meydan boş, serbestçe savur, Nasılsa yelini, veriyor gâvur, Karşına durunca, bir milli tavır, Bu sözlerin hesabını alacak. Aşiret artığına, selam durdunuz, Çuvalla alnıma, leke sürdünüz, Sabrımın ipini, çoktan kırdınız, Bundan sonra sözüm, öfkem olacak. Bizde Topal Osman, Atatürk bitmez, Arslan yatağında, çakallar yatmaz, Türkün kudretine, akıl sır yetmez, Bilmeyen bilecek, yola gelecek. Bilinecek, kimdir bizi satanlar, Milletimi uçuruma itenler, Bugün köpeklere, çanak tutanlar, Gün gelecek, saçlarını yolacak. Türk soyunun asil, kutlu cevheri, Geniş etti kaç kez, Türklüğe darı, Çevremizi saran bu kahpe suru, Bir yerinden mutlak, vurup delecek. Satılmış kalemin, yazdığı yazı, Dönme aydınların,maskeli yüzü, Kemik yalayanın,”üst kimlik” tezi, Tekmil toplanacak, çöpe dolacak. Bu yurtta yaşayan kardeşim, eğer, Türklüğü bilirse, müşterek değer, Türkiyeyi seven, yurduma sığar, Sevmeyen kendine, vatan bulacak…


DİYORLAR
Brükselden bize, girmeniz için, Milli yapınızdan, geçin diyorlar. Gerçek medeniyyet, görmeniz için, Gölgesine gelin, haç’ın diyorlar. Bizim kıçımızda, bir kuyruk olup, Şahsiyet kaybını, çağdaşlık bilip, Mahsulü bizlerden, parayla alıp, Ekini göcekken, biçin diyorlar. Sahip çıkın önce, olmayan suça, Soykırım deyin siz, o haklı göçe, Saygıyla eğilip, „gamalı“ haça, Hilalden mümkünse, kaçın diyorlar. Makam teslim edin, ruhsuz otlara, İnsan hakkı verin, kuduz itlere, Sırtınızı dönüp, tüm şehitlere, Bölünme yolunu, açın diyorlar. Rum’un olmalıdır, o yeşil ada, Heybelide çanlar, vermeli seda, Hatanı kabûl et, bedeli öde, Sevr’i yırtmak senin, suçun diyorlar. İslâm dünyasına, dalmamız gerek, Kontrol altına, almamız gerek, Hilâle hakim, olmamız gerek, Maşasınız bunun, için diyorlar. Biz ne ister isek, hemencik uyun, Bağımsız olmayı, kenara koyun, Üçyüz milyon Türk’ü, hepten yok sayın, Bize köleliği, seçin diyorlar. Bütün engelleri aşmanız yetmez, Kendi kuyunuzu, eşmeniz yetmez, Suyun üzerinde, koşmanız yetmez, Birazda havada, uçun diyorlar….



LİNKLER



Duvar Kağıtları






Destanlarımız